<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tiyatro Dergi Yazıları &#8211; DENİZ &Uuml;ST&Uuml;NGEL S&Uuml;ER &#8211; Yazarlığın Deniz Hali</title>
	<atom:link href="https://www.yazarligindenizhali.com/category/tiyatro-dergi-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yazarligindenizhali.com</link>
	<description>Yazmayı Seviyoruz</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Nov 2020 19:29:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/06/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Tiyatro Dergi Yazıları &#8211; DENİZ &Uuml;ST&Uuml;NGEL S&Uuml;ER &#8211; Yazarlığın Deniz Hali</title>
	<link>https://www.yazarligindenizhali.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cahide İzmir Devlet Tiyatrosu</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/cahide-izmir-devlet-tiyatrosu/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/cahide-izmir-devlet-tiyatrosu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz UstungelSuer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2020 19:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1516</guid>

					<description><![CDATA[TİYATRODA VE BEYAZ PERDEDE İYİ BİR SANATÇI: CAHİDE SONKU &#8220;Cahide-Bir Düş Gibi&#8221; oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu sahnesinde izleyici ile buluşuyor. Tek kişilik...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1517" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/bir-dus-gibi-cahide-sonku-2020911101715-1-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/bir-dus-gibi-cahide-sonku-2020911101715-1-225x300.jpg 225w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/bir-dus-gibi-cahide-sonku-2020911101715-1-360x480.jpg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/bir-dus-gibi-cahide-sonku-2020911101715-1.jpg 600w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p><strong>TİYATRODA VE BEYAZ PERDEDE İYİ BİR SANATÇI: </strong></p>
<p><strong>CAHİDE SONKU</strong></p>
<p>&#8220;Cahide-Bir Düş Gibi&#8221; oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu sahnesinde izleyici ile buluşuyor. Tek kişilik ama tiyatro sanatı gereği çok kişilik oyun çalışma ve emekler sonucu izlenmeye hazır. İzmir&#8217;de deprem korkusunun biraz hafiflediği, korona korkusunun devam ettiği günlerde kahraman seyircilerimiz ile oyunu izliyoruz&#8230;</p>
<p>Cahide&#8217; yi oynayan sevgili Güldeniz Türküstün Eltepe&#8217;yi &#8220;Tiyatro Tadında&#8221; adı ile yaptığım programa geldiğinde yakından tanıma fırsatı buldum. O zaman Güldeniz&#8217;e &#8220;Tiyatro ve oyunculukla ilgili bildiğin tüm bilgileri iki saatte üzerime boca etmek zorunda mıydın?&#8221; diye gerçek mi şaka mı olduğu tam anlaşılamayan cümlelerimi söylerken aslında onun coşkusundan, samimiyetinden, bilgilerini paylaşma isteğinden de vurgu yapıyor olmalıydım. Bu düşüncelerimin sağlamasını Cahide oyununu izlerken de yaptım zaten.. Rolüne dört elle sarılmak deyimi bir kez daha kendini hatırlatıyordu.</p>
<p>Şimdi iade-i ziyaret zamanı&#8230; Güldeniz Karşıyaka&#8217;ya gelmiş deprem korona düşünmeden bir saat oyun izlemek istiyorum.</p>
<p>Cahide Sonku&#8230;Önce önyargılar, sıradan konuşmalar ve yüzeysel bakış açıları zamanı&#8230;Cahide güzel sarışın&#8230; Kimseye yüz vermeyen esrarlı kadın&#8230; Beyazperdenin yıldızı&#8230; Erkekler onu paraya boğmak, kadınlar onun hakkında konuşmak için vakit kayıp etmiyorlar ama alıştığı alkol ve çarçur edilen zenginlik beklenen sona doğru yaklaştırıyor onu&#8230;İşyeri yandıktan sonra alkol ve sefillik dolu yaşamı altmışlı yaşların başında sona eriyor.</p>
<p>Şimdi Cahide&#8217;yi bu beş ezbere cümleden çıkarıp ona biraz daha yakından bakalım&#8230;Çocuk Cahide, babası evi bırakıp gittiğinde yaşamı boyunca babasına sormak istediği sorularla, annesi ise kederi ile kalır. Çocuklukta yaşananların insan üzerindeki etkisini bilenlerin bu cümleden itibaren Cahide&#8217;ye farklı yaklaşacaklarını tahmin etmek güç değil. Cahide ve annesi geçinmek zorundadır. Cahide çocukluk ve genç kızlık arasındaki yaşlarda çalışmaya başlar&#8230;Bakış açımızı farklılaştıracak bir durum daha&#8230;</p>
<p>Cahide halkevinde tiyatroya başlar, hem çalışabilme hem okuyabilme olanağını yakalayacağı Şehir Tiyatrolarına girmesi ile de tiyatro sanatı yaşamında ağırlık kazanır.</p>
<p>Ve Cahide tiyatro ile tanışır.<br />
Cahide tiyatroyu sever.<br />
Cahide iyi bir tiyatro oyuncusu olur. Cahide iyi bir sinema oyuncusu olur. Sinema yönetmeni olur.<br />
Yapımcı olur.<br />
Cahide sanatı sever, başarılı olur.</p>
<p>Özel yaşantısını merak eden kişiler ise bir türlü doğru kullanmayı beceremediğimiz telefonlardan bilgi bombardımanı dünyasında ulaşarak rahatça aşklarını, altınlarını, pırlantalarını, anlaştıkları ve anlaşamadıkları kişilere dair doğru yanlış pek çok haber bulabilirler.</p>
<p>Bazen diyorum ki Sophocles&#8217;in Antigone&#8217;sini okurken Sophocles&#8217;in kime aşık olduğu ve köyde mi köşkte mi yaşadığını hiç merak etmemiştim. Ortada önemli ve değerli bir eser vardı ona yoğunlaşmıştım. Şimdi neden &#8220;eser&#8221; bakış açısından çıkayım ki&#8230;</p>
<p>Benim ilgimi çekmesi gereken Cahide Sonku&#8217;nun güçlü sanat dalları olan tiyatro ve sinema dallarında başarılı olmasıdır. Çünkü bu sanat dalları ortak çabaların sonucu ve ürünü olduğu için bir çok kuralları vardır. Programlı olmak, çalışkan olmak, bir arada çalışabilmeyi becerebilmek, gözlemci olmak, kendinden duygu ve düşünceler katmak ve niceleri&#8230;Cahide Sonku&#8217;yu bu yönüyle araştırmak Sonku&#8217;ya karşı görevimiz.</p>
<p>&#8220;Cahide Bir Düş Gibi&#8221; Yazan: Gökhan Eraslan Yöneten: Ebru Nil Aydın</p>
<p>Oyunu izlemek üzere yerlerimizi aldık. Lütfen Cahide bize güzel bir tiyatro gecesi yaşat&#8230;Dışarda korona içerde deprem korkusu ama biz yine de sana geldik. Sen iyi bir tiyatro oyuncususun, empati duygun yüksektir kendini bizim yerimize koy ve bizi üzme, ağlatma&#8230; Perişan son günlerinden değil tiyatro oyunlarından bölümler paylaş, sinemadan tiyatrodan konuş, şarkılar söyle&#8230; Tamam mı Cahide&#8230;</p>
<p>Cahide sesimize kulak verdi&#8230;Yaşamının ilk yıllarından beri yaşadığı önemli olayları, sanatını, düzene girmeyen özel yaşamını, tiyatro oyunlarından parçaları, şarkıları paylaştı bizimle Cahide&#8230;</p>
<p>Burada Cahide&#8217;yi başarı ile canlandıran Güldeniz Türküstün Eltepe için şu cümleyi kurabilirim. Kostümsüz,<br />
makyajsız, gençliği geride kalmış bir Cahide&#8217;den güzel kadın, yetenekli oyuncu, zengin ve çevresinden çok kendine dönük Cahide&#8217;yi canlandırmayı başardı. Onunla bu yolculukta birlikte yürüyen sahne arkasındaki tüm emekçileri de kutlarım.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1518" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/20201122_222647-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/20201122_222647-191x300.jpg 191w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/20201122_222647-360x564.jpg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/11/20201122_222647.jpg 530w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" /></p>
<p>Birinde kağıtlar diğerinde sahne giyisilerinden kalanların bulunduğu iki valiz ve bir yatak.. Bir oda&#8230; Ama oda duvarlarına yansıtılan görüntülerle tek kişilik oyunda çok kişi tanıdık&#8230; Babası, annesi, onu tiyatro ve sinema ile tanıştıran Muhsin Ertuğrul, ilk eşi oyuncu Talat Artemel, tütün milyoneri ikinci eşi İhsan Doruk, kızı Ender, son eşi Cahit Irgat.. Filmler, şarkılar, konuşmalar, iş yerinin yangını&#8230; Aklının karışıp yaşamındaki herkesin sıralı sırasız yerli yersiz gözünün önünden geçtiği, sahnelerin duvarına yansıdığı an&#8230;</p>
<p>Tiyatro güçlü bir sanat, her iyi oyunla daha da güçleniyor. Tiyatronun etkisi nedeniyle iyi bir oyuna giren düşünmüş, pek çok duyguyu paylaşmış ve istenilen o ki iyi yönde bir miktar değişmiş çıkar. Tiyatroyu seviyoruz.</p>
<p>Özdemir Hocam geldi aklıma.. Nasıl eleştirmensin sen, öve öve bitiremezsin, derdi. Ama beğenmediğim oyunu vakit ayırıp yazmıyorum ki&#8230; Beğendiğim oyunu yazıyorum.</p>
<p>Ama hocam öyle dedi yazıyım ben de&#8230; Çok kişili bir oyunda oyun kişileri duygularını ve düşüncelerini diğer oyun kişileri ile paylaşırken seyirciler koltuklarında yorumlar, empati kurar, uzaktan bakar-yakından bakar kendi karakterine göre oyunla bağlantı kurar. Tek kişilik oyunlarda ise seyirci bazen oyuncunun rol arkadaşı olabiliyor Cahide&#8217;deki gibi&#8230;&#8221;Bravo Cahide&#8230;&#8221; &#8220;Böyle yapmamalısın Cahide&#8230;&#8221; &#8220;Çok üzüldük Cahide&#8230;&#8221; &#8220;Kendini topla Cahide&#8230;&#8221; gibi oyunda etkin olmak isteyen yönelmeleri ile oyunu izleyebilir. Cahide yaşamındaki önemli noktaları anlatır, duygularını art arda yaşarken seyirci de hem onu tanımaya çalışır, hem de art arda yaşanan bu duyguları kendi duyguları ile takip eder.</p>
<p>Tabii oyuncuyu ve izleyiciyi manen yoran bu sürecin de bir ölçüsü olduğunu düşünüyorum. İzleyicinin daha herşeyi ayrıntısı ile algılamaktan vazgeçmediği bir anda güçlü bir final iyi olur diye düşünüyorum. Ancak Cahide ve kızı Ender&#8217;in babalarının vasiyetinden yararlanamamaları, Cahide&#8217;nin son aşkı Cahit Irgat ile olan birlikteliği, Cahide&#8217;nin aklından, yaşamındaki insanların yerli yersiz geçmeye başlaması oyunun final beklentisinin düz bir çizgiye dönüşmesine neden oluyor.</p>
<p>Burada şunu isterim ki daha henüz onbeş oyun oynanmış bu oyunda eleştirdiğim noktanın haklı mı haksız mı olduğunu bilmek, haklı isem bu değişikliği sahnede görebilmek&#8230; Ama öyle olmuyor. O zaman bir öneri getireyim. Oyunu sahiplenen kişilerin, oyunu sahneye hazırlama telaşı bittikten bir kaç temsil sonra dinlenmiş bir zihinle ve de izleyicilerle birlikte izlemesi&#8230; Mutlaka bunun getirileri olacaktır. Ama şimdi ama ilerdeki oyunlar için&#8230;</p>
<p>Yazan bazı kişiler eserleri bitip yazma heyecanı hafifledikten sonra yazdıklarını objektif gözle bir kez daha okurlar&#8230; Bence bu doğrudur. Hele ortak bir çalışma içindeysek daha da doğrudur.</p>
<p>Umarım öve öve bitiremedi sözünden biraz uzaklaşmışızdır. O zaman tekrar yaklaşalım. Güzel bir oyun izledik. Cahide&#8217;yi çocukluğu , tiyatro aşkı, sinema sevgisi, yönetmenliği, yapımcılığı, kendisine ve çevresine bakış açısı ile sahneye taşımayı başaranlara teşekkür ediyoruz. Cahide Sonku&#8217;ya tiyatro ve sinemaya emekleri için saygı dolu şükranlar&#8230;</p>
<p>Oyun sırasında not aldığım bazı cümleleri sizlerle paylaşmak isterim:</p>
<p>Babasının evden gitmesi ile üzüntüsü bitmeyen gözyaşları dinmeyen annesine Cahide şu sözleri söyler: İnsan daha ne kadar terk edilebilir ki&#8230;</p>
<p>Cahide- İnsanoğlu tuhaf bir varlıktır&#8230;Halk hem kendi efsanesini yaratır sonra da söylediği sözlerle yarattığını yaralar.</p>
<p>Cahide-Filmlerde aşk ve kahramanlık hikayeleri çok tutardı. Lakin hikaye döner dolaşır erkek tarafında şekillenir, erkek çevresinde geliştirdi. Kadınlar, erkeklerin yazdığı oyunlarda figürana dönüştürdü. Ama ben filmlerimde de özel yaşamımda da hep başroldeydim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span id="more-1516"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/cahide-izmir-devlet-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TURGUT ÖZAKMAN’I ANIYORUZ</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/turgut-ozakmani-aniyoruz/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/turgut-ozakmani-aniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz UstungelSuer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2020 14:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1465</guid>

					<description><![CDATA[TURGUT ÖZAKMAN’I ANIYORUZ Deniz Üstüngel Süer Sevgili dayım ve mesleğimde ustam: Turgut Özakman Turgut Özakman’ın en önemli özelliğini⁹n insanlara, yaşama bakışındaki ciddiyet...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1453" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/10845-turgut_ozakman-300x166.jpeg" alt="" width="300" height="166" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/10845-turgut_ozakman-300x166.jpeg 300w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/10845-turgut_ozakman-360x199.jpeg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/10845-turgut_ozakman.jpeg 746w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>TURGUT ÖZAKMAN’I ANIYORUZ</p>
<p>Deniz Üstüngel Süer</p>
<p>Sevgili dayım ve mesleğimde ustam: Turgut Özakman</p>
<p>Turgut Özakman’ın en önemli özelliğini⁹n insanlara, yaşama bakışındaki ciddiyet ve sorumluluk bilinci olduğunu düşünüyorum. Yanlışları ve doğruları sanatı ile gösterebilme sabrı… Yanlışları doğrultmaya, doğruları, güzeli sürdürmekte gösterdiği gayret… Bir insan yanlışlara kızabilir, doğrulara sevinebilir ama bunlar üzerine eserler vermek kolay değildir. Sanat, insanın düşüncelerini söylemesinin çok kibar, çok gayretli, düşünceli, duygulu bir yoludur. Özakman gibi iyi niyetli, doğruluktan ve dürüstlükten yana insanların elinde sanat gerçek yerini bulmaktadır.</p>
<p>Tiyatro sanatını tanımlarken, &#8220;insanı insana, insanla ve insanca anlatma sanatıdır” dediği gibi, bu düşünce çerçevesinde yazdığı oyunları da seyirci ile buluşmuştur. Eserlerini okuduğumuzda, izlediğimizde bizi &#8220;dürüst, doğru, insanca, adil&#8221; bir dünyaya davet eder, özendirir, heveslendirir.</p>
<p>İnsanları sayan ve seven, ciddiye alan bakış açısı eserlerinin sevilip, sayılmasını ve ciddiye alınmasını getirmiştir. Eserlerine saygı, sevgi ekmiş, insanlardan sevgi ve saygı toplamıştır. Asla izleyiciyi, okuyucuyu hafife almamış, &#8220;anlamaz&#8221; yerine koymamıştır</p>
<p>Turgut Özakman ile dört gazetede yapılan söyleşi ve tiyatro oyunları üzerine yapılan doktora tezinden derleyerek hazırladığım söyleşinin bir bölümünü sizinle paylaşmak isterim. (Kaynaklar aşağıda belirtilmiştir.)</p>
<p>Soru-“Mustafa Kemal’in askeriyim, terhis olmak istemiyorum.”sözünün sahibi, Cumhuriyet Türkiye’sinin aydınlık, çağdaş yüzü, Türk Tiyatrosu’nun büyük emekçisi ve usta yazarı olarak sohbetimize sanat ile başlayalım mı? Bugün geldiğiniz noktadan baktığınızda yine “Tiyatro” der miydiniz?</p>
<p>Turgut Özakman- Derdim. Çünkü gerek küçük yaşlardan beri izleme olanağı bulduğum, ailemin de sevgiyle yaklaştığı bir sanat dalı olduğu için, gerek lise yıllarında yazdıklarımı sahnede görme ve aynı zamanda oyuncu olarak sahneye çıkma fırsatını bulduğum için tiyatroyu severek yetiştim. O yaşlarda bu soruyu sorsaydınız size “Tiyatroyu seviyorum.” diyebilirdim. Bugün size “Tiyatro bütün sanatları içinde eritmiş bir kök sanattır.” diyebilirim ve bence tiyatro sanatların içinde insanı en mutlu edenidir.. Tabii ortak emekle ortaya çıkan bir sanat olan tiyatro “iyi” yapılırsa…Herkes “iyi” ortak paydasında buluşursa…</p>
<p>Soru-Tiyatroda “iyi” nedir?</p>
<p>Turgut Özakman- İyi yazılırsa, iyi oynanırsa, iyi sahnelenirse, halkın sorunları halka uygun bir şekilde ince işlenirse… Ucuz, bayağı, alkış-gözyaşı-kahkaha avcısı işler değil sanatı elimizin , başımızın üzerinden indirmediğimiz çalışmalar yaparsak… Burada bakış açısı bilinçli, bilgili, sağduyulu, ince beğenili yaklaşımlar olmalıdır&#8230;</p>
<p>Soru- Hoş bir espri yaptığınızı duymuştum. Doktor size, “Sürekli kitap okuyup, yazı yazıyorsun, gözlerini dinlendirmelisin” dediğinde “Olur dinlendiririm dergi okuyarak..” demişsiniz… Çok kitap okuyorsunuz sanırım. Gençlik yıllarınızda kitaba ulaşmak kolay mıydı?</p>
<p>Turgut Özakman-İkinci Dünya Savaşı içerisinde ben lisede öğrenciydim. Kendi kuşağımı, sınıfımı anlatayım. Biz harçlığımızı üç kuruş, beş kuruş babalarımızın gücü kadar alıyorduk. Otobüse binmiyorduk, yayan yürüyorduk. Öğlen yemeği yemiyorduk, evden bir dilim ekmek götürüyorduk. Arttırdığımız parayla klasikleri okuyorduk. O zamanlar Hasan Ali Yücel’in klasiklerinin çıktığı dönem. İşte on iki buçuk kuruş-on beş kuruş, iki-üç günlük harçlıkla bu kitaplar alınabiliyordu. Atatürk Lisesi’nde Ankara’da okurdum ben. Bizim okulumuzda herkes klasikleri alıp okurdu. Bunlar fakir insanlardı. Yoksul memurların çocuklarıydı. Şimdi demek ki yoksulluk kültüre ve kültürü paylaşmaya engel değil. O bir hava meselesi. Ruh meselesi. O havayı yakalamak okuldan, evden kaynaklanan bir şey&#8230; Böyle bir sanata, duyguya iten bir hava yoksa çocuk ne yapsın? Gerek televizyonlarda, gerek uzak-yakın çevrede, en başarılı insan diye çocuklara kimlerin örnek gösterildiğini görüyorum.</p>
<p>Soru- Şiir ile ilgili neler düşünüyorsunuz?</p>
<p>Turgut Özakman -Eskiden şiir kitapları peynir ekmek gibi okunurdu. Şiir günleri yapılırdı. Gençler stadyuma, futbol maçına koşar gibi şiir günlerine koşar, o şairlerin şiirlerini kendi ağzından dinlemek, onların elini sıkmak için yarışırlardı. Şiir oralardaydı. Şiir unutulmadı, ama şiirden anlayan pek az insanın ilgi alanında kaldı. Şiirini canlılığını ve hayati olma niteliğini sürdürmek gerek. Bütün sanatların annesi şiir, onsuz olmaz!</p>
<p>Soru-Bütün dünyaya örnek olan “Atatürk tipi kalkınma” üzerine biraz bilgi verir misiniz? Maddi kalkınma ve sosyo–kültürel kalkınmayı içerdiğini söylemiştniz.</p>
<p>Turgut Özakman: O dönem, fabrikalar dengeli bir şekilde Anadolu’ya yayıldı. Ankara ve İstanbul’da toplanmadı. Bunlardan birini anlatayım. Yabancı ekonomiciler, bu fabrikalara “Atatürk tipi fabrika” diyorlardı. Çünkü sadece fabrika yapılmıyor. Fabrika ile birlikte işçi ve memur lojmanları, kreş, revir, yemekhane, lokanta gazino, konferans, tiyatro salonu ve spor alanları yapılıyor. Eğer yakında ilkokul yoksa, okul da yapılıyor. Toplantılar, piknik, spor karşılaşmaları düzenleniyor. Filmler gösteriliyor, tiyatro grupları geliyor. Atatürk tipi kalkınma, iki ayaklı bir kalkınma tipidir. Bir bilim adamının deyişi ile, topyekun kalkınmadır. Birinci ayak maddi kalkınma (fabrikalar, köprüler, yollar vb) ikinci ayak ise sosyo-kültürel kalkınmadır. (Eğitim, sanat, spor)</p>
<p>Yazıma devam ederken, Turgut Özakman’ın kırk yılı aşkın bir süre boyunca düzenli, sürekli ve kararlı bir şekilde tiyatro eserleri vermesi ve uzun yıllar boyunca tiyatroya olan bilgisini ve inancını öğrencilerine geçirebilmesinin önemi üzerinde durmak isterim. Hayalini kurduğu güzel, iyi, doğru, dürüst, adil, yapıcı, üretici, sevgili ve saygılı insanların oluşturduğu bir dünyanın kapılarını tiyatro sanatı ile açmak, hedefi idi bence. Onun bu dünyasını açan anahtar tiyatroydu.</p>
<p>Tiyatroyla tanışıp sevmesini araştırdığımda, aile büyüklerinin tiyatroya ilgisi, çocuk yaşlarından itibaren tiyatro izleme olanağı bulması, lisede on altı yaşındayken yazdığı oyunu sahnede görmesi, tiyatro sahnesine çıkıp oynaması, üniversitede okurken geçirdiği zatürcenp nedeni ile iki yıl dinlenmesi gerektiğinden tiyatro yazarlığının ona arkadaş olmasının etkili olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Hukuk Fakültesi&#8217;ni bitirdikten sonra Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü&#8217;ne devam eden Özakman, Devlet Tiyatrosu&#8217;na dramaturg, TRT&#8217;de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve Genel Müdürlük yaptı. Uzun yıllar A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü&#8217;nde öğretim görevlisi olarak dramatik yazarlık dersleri verdi.</p>
<p>Cumhuriyet tiyatrosunun en önemli yapı taşlarından olan Özakman benzetmeci ve göstermeci tarzda (özellikle son eserleri) oyunlar yazmıştır. Bir kaç oyununu anımsayalım: Kanaviçe, Ocak, Güneşte On Kişi, Duvarların Ötesi, Töre, Sarıpınar 1914, Fehim Paşa Konağı, Resimli Osmanlı Tarihi, Bir Şehnaz Oyun…</p>
<p>Sayın Dr. Murat Çağlar’ın “Turgut Özakman’ın Oyun Yazarlığı” üzerine verdiği doktora tezinden bölümler paylaşmak isterim:</p>
<p>“Özakman, insandan yana olan, insanı yücelten, onun değerliliğine vurgu yapan bir yazardır. Sıradan insanın yaşamasını kolaylaştıran değerlerden yana olduğu, sıradan insanın yaşamasını zorlaştıran, ona yaşama hakkı tanımayan değerlerin ya da varlıkların karşısında olduğu açıktır…</p>
<p>Dilde ve kurguda ekonomiye önem veren bir yazardır. Özellikle ikinci dönem oyunlarında, sahip olduğu her bir yapı parçasını son derece işlevsel kullanarak ekonomi elde ettiğini gözlemlemek mümkündür. Oyunlarını oluşturan hemen her unsurda yalınlığa yönelmesi de onun tiyatro sanatında yalınlığa ve anlaşılırlığa ne derece önem verdiğini ortaya koyması bakamından dikkat çekicidir. (Dr.Murat Çağlar Sarıpınar 1914 oyunu ile başlayan göstermeci oyunlar yazdığı dönemi “ikinci dönem” olarak adlandırmıştır)</p>
<p>Modern dünyanın değerleriyle Türk halkının geleneksel değerlerini harmanlama, yoğurma eğilimindedir. Aynı zamanda, modern tiyatro anlayışıyla geleneksel Türk tiyatrosunu sentezleyerek yeni anlatım teknikleri geliştirmeyi başarmış önemli bir oyun yazarımızdır.</p>
<p>Özakman, hem oyun kişilerini oyun içindeki gerçekliklerine uygun konuşturmadaki; hem de canlı, eğlenceli, zihni ve hayal gücünü kışkırtıcı bir söyleşim düzeni oluşturmadaki başarısıyla dikkat çeker. Yazarın, özgün bir oyun dili kurmada benzetmelerden, deyimlerden, söz oyunlarından, adlandırmalardan, imge ve simgelerden başarıyla yararlanmış olduğu açıktır.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Yazıma Özakman’ın Tiyatro ve Senaryo Yazma Teknikleri kitabından söz ederek devam etmek isterim. İzmir Karşıyaka Belediyesinin bünyesinde açılan yazarlık kurslarında eğitmenlik yaparken bu kitaptan ve Lajos Egri’nin “Piyes Yazma Sanatı”ndan çok yararlandım. Tiyatro ve senaryo yazımı konusunda temel bilgiler, örnekler ve yazım çalışmaları için önerilerin bulunduğu bu kitabın arka bölümünde, pek çok farklı bakış açısı, farklı türlerdeki tiyatro oyunlarından oluşan geniş bir liste var. Tiyatro oyunu okumak isteyenler bu listeden yararlanabilirler.</p>
<p>Özakman’ın belgesel-roman tarzında yazdığı “Şu Çılgın Türkler”, “Diriliş: Çanakkale 1915”, “Cumhuriyet:Türk Mucizesi” kitapları tarihini doğru öğrenme bilinci içinde olan kişiler için, her bakış açısındaki sayısız kaynaktan yararlanılarak yazılmış önemli eserlerdir. Bu kitapların yazılış sürecinden söz etmek isterim:</p>
<p>Hukuk fakültesinin ilk yıllarında ona ve arkadaşlarına verilen bir ödev için bilgi toplamak üzere Kurtuluş Savaşımızın geçtiği yerlere arkadaşları ile birlikte giden Özakman, Ankara’dan Afyon’a kadar arkadaşları ve Anadolu Oymağı ile birlikte yürümüştü. Dönerken ayakları perişan durumda olduğundan trenle dönmüşler ve Özakman, bu yolculuktan sonra iki sene yatmasına neden olacak zatürcenp geçirmişti.</p>
<p>Şöyle bir hesaplama yapabiliriz: 1922 senesinde Yunanlılar İzmir”den denize döküldü. Özakman’ın hukuk fakültesindeki ilk yılları 1948-1950 civarıdır. Üniversite öğrencisi Özakman ve arkadaşları Kurtuluş Savaşını 26-28 yıl önce yaşayan pek çok kişi ile konuşmalar yapmış, yaşananları ayrıntıları ile dinlemiş, savaşın geçtiği yerlerde dolaşmıştı. Bu yürüyüş ve konuşmalar tabii ki insanda derin izler bırakmaktadır. O günden itibaren gerek Kurtuluş Savaşı gerek öncesindeki Çanakkale Savaşı üzerine nerede bilgi okusa ya da duysa biriktirmeye başlamıştı. Muhtemelen Kurtuluş Savaşı’nı anlatan halkımız Çanakkale Savaşını da anlatmıştır. Çünkü o da Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından hemen hemen dört sene önce bitmiş bir savaş.</p>
<p>Özakman, üniversite yıllarında “Kurtuluş Savaşı”nı anlatanları kulakları ile duymuş, onların yüzlerindeki ifadeleri gözleri ile görmüştü. Tarihin bir yaşanmışlık olduğunu daha o yaşlarda anlamıştı. Belki de yaşanmışlıkların, sayfalara aktarılırken yalana, dolana, eksiltmeye, arttırmaya gelmeyeceğini o yaşlarda fark etmişti. Yıllar içinde belgelerle, bilgilerle donanırken, tarihin içinden işine geleni alan işine gelmeyeni almayanlara, olaylara subjektif yani yanlı yaklaşanlara ve tarihi yalanları ile birleştirenlere karşı tutumu da belirginleşmiştir. Tarihi belki iki açıdan ele alıyordu: Birincisi tüm belgelerle gerçekleri ortaya koymak, ikincisi de tarihi kemiren yalanları, dolanları, yutturmacaları ortaya çıkarmak…</p>
<p>Araştırdığı konuda belge toplarken yabancı dillerde yazılmış belge ve kitapları da listesine alan Özakman, yabancı ülke bireylerinin de konuya bakış açısını öğreniyordu. “Kurtuluş Savaşı” ve “Çanakkale Savaşı”nı yazdığını bilen bizler ve dostları da, bu savaşlarımızı anlatan kitap, dergi, gazete, Cd bulduğumuzda hemen ulaştırmaya çalışıyorduk. Kitap, dergi, gazete kupürleri, fotokopiler, cdler için kargo şirketleri sayısız kez evin ziline basmıştır sanırım.</p>
<p>Özakman’ın bu belgesel-roman kitaplarının arkasına baktığımızda sayfalarca dipnot, açıklama, kaynakça görürüz. Bu sayfalar, “Tarihin belli bir döneminde yaşayan insanlar, olan olaylar üzerine konuşurken, yazarken dikkatli olalım.” mesajını da vermektedir. İnsanlara ve yaşananlara saygı daha fazla nasıl anlatılır acaba?</p>
<p>Sonuçta Özakman, gerçeklerle dosttu, kuvvetini gerçeklerden alıyordu. Tarihi eksik, yanlış, fazla gösterenlerin ise kuvvetlerini nerelerden aldıkları bir tez konusu olabilir zannımca.</p>
<p>Hukuk Fakültesinde öğrenci iken Ankara’dan Afyon’a arkadaşları ile birlikte yürüyen ve bu yaştan itibaren bilgi ve belge biriktiren Özakman’ın yazmış olduğu Sarıpınar 1914, Fehim Paşa Konağı, Resimli Osmanlı Tarihi, Bir Şehnaz Oyun adlı oyunlarının da bu bilgi ve belgeler ışığında yazıldığı görülmektedir.</p>
<p>Yazımı bitirirken, Özakman’ın bütün gerçek aydınlar gibi, insanı gerçek değerine ve layık olduğu yaşantıya ulaştırmak yolunda çaba içinde olduğunu, bu çabada kendisine yoldaş olarak tiyatro sanatını ve tarihin gerçek yüzünü aldığını söyliyebiliriz. Ben ve öğrencilerim kendisini saygı ile anıyor, açtığı yoldan gitmekte ve özellikle “Atatürk’ün Askeri” olmaktaki kararlılığımızı bu vesile ile dile getirmek istiyoruz.</p>
<p>Kaynaklar:<br />
Uğur Dündar 30 Eylül 2013- Sözcü Gazetesi -Turgut Özakman söyleşi<br />
Selda Güneysu- Cumhuriyet Gazetesi’nde Turgut Özakman söyleşisi<br />
Murat Çağlar-Doktora Tezi-“Turgut Özakman’ın Oyun Yazarlığı”<br />
Serap Besimoğlu- Yeniçağ Gazetesi Turgut Özakman söyleşisi- 4 ocak 2010<br />
Cengiz Önal-Ulus Gazetesi-Turgut Özakman söyleşisi-7 Haziran 2008</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/turgut-ozakmani-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>USTA SANATÇI JALE BİRSEL GENÇLERLE</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/usta-sanatci-jale-birsel-genclerle/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/usta-sanatci-jale-birsel-genclerle/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz UstungelSuer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2020 22:41:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1300</guid>

					<description><![CDATA[DEĞERLİ OYUNCU JALE BİRSEL GENÇ TİYATROSEVERLERLE BAŞBAŞA 19.Agustos.2019 Deniz Üstüngel Süer Doksanikinci yaş pastasının mumlarını üflemiş, önündeki yıllar için planlar yapan usta...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1302" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2-300x221.jpg" alt="" width="300" height="221" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2-300x221.jpg 300w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2-1024x755.jpg 1024w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2-768x567.jpg 768w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2-360x266.jpg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/10/2.jpg 1277w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>DEĞERLİ OYUNCU JALE BİRSEL GENÇ TİYATROSEVERLERLE BAŞBAŞA</p>
<p>19.Agustos.2019</p>
<p>Deniz Üstüngel Süer</p>
<p>Doksanikinci yaş pastasının mumlarını üflemiş, önündeki yıllar için planlar yapan usta oyuncu Jale Birsel ile birlikteyiz. Ege Üniversitesi Hastanesi’ndeki göz doktorundan çıkmış kafede oturuyoruz. Ben, “Ayşe Kulin’in ilk seramik sanatçımız Füreya’yı anlattığı kitabını okuyorum…” diyorum sohbetimiz sırasında… “Füreya ile tanıştım, sohbetlerimiz oldu…” diyor Jale Hanım.</p>
<p>Estetik zevki ve mutfaktaki becerikliliği ile Atatürk’ün önemli davetlerinde sofra düzenini de sağlayan Füreya, Atatürk’ün yaveri Kılıç Ali Paşanın da eşidir. 1910 doğumludur. &#8220;Füreya ile tanıştınız mı..&#8221; diye soruyorum Jale Hanım’a şaşkınlıkla…</p>
<p>Jale Birsel beş yıllık dostluğumuzda arkadaşları Leyla Erbil, Adalet Ağaoğlu, Ülker Köksal, Pınar Kür, Sevgi Sanlı, Yıldız Kenter’den, Ara Güler’den, hocaları Muhsin Ertuğrul, Carl Ebert’ten nasıl doğallıkla söz ettiyse şu anda da Füreya’dan aynı doğallıkla söz ediyordu.</p>
<p>Jale Hanım’la ilk tanıştığımda bu isimleri duyunca bayılıp ayılasım gelirdi, son zamanlarda alıştığımı düşünüyordum, yine Füreya ile şaşırttı beni.. Bazen birlikteyken öyle oluyor ki, zaman kavramını yitirip “Homeros” ya da “Aristotales” nasıl insanlardı anlatır mısın, diyeceği geliyor insanın… Homeros çayını açık içer, Aristotales ise kahveye bayılırdı mı…</p>
<p>Kulak ve gözlerini sonuna kadar açmış Jale Birsel’in deneyimlerini, anılarını, önerilerini dinliyordu tiyatro sever genç arkadaşlar. İş çıkışlarında bir araya gelip yeni oyunları için hazırlanan, fikir alışverişinde bulunan, meraklı, saygılı, çalışkan gençler&#8230;</p>
<p>Benim de iki kez konuk olduğum, tiyatro metinleri üzerine sorularını yanıtlamaya çalıştığım grup bu kez Jale Birsel’i dinliyordu. Ankara’da uzun yıllar yaşamış olan Jale Hanım, 1940 ‘lı yıllarda, ailesi için ayrılan davetiyeyi almak üzere halkevine gitmesi ve burada bir tiyatro provasını izlemesi ile kendi ilgi alanını keşfeder.</p>
<p>Türkiye’nin her yerinde, bir kültür merkezi olarak her meslekten insanı bünyesinde toplayan, müzikten, tiyatroya, resimden kütüphaneye pek çok kültür etkinliği ile kalkınmaya destek veren “halkevlerini” saygı ile anıyorum.</p>
<p>Carl Ebert, konservatuarın tiyatro ve opera bölümünü kurduğunda, öğrencileri arasında tiyatrocu olmak üzere gelenler olduğu gibi, konservatuarın diğer bölümlerinden de bu bölüme geçenler de olmuştur. Jale Birsel, herkesin hedefini tiyatro olarak belirlediği dönem bizim girdiğimiz yıldı diye anlatmaktadır. Yıl 1944-1945…</p>
<p>1944-45… Atatürk aydınlığı çevresini pırıl pırıl parlatmaktadır. Çalışkanlık, bilim, sanat, akıl; halk evleri, henüz kapatılma zulmüne uğramamış Köy Enstitüleri… Ama bu arada, ileri bir uygarlığa ve ekonomik kalkınmaya koşan Türkiye’nin hızını kesmek isteyenler hazırlıktadır.</p>
<p>Beş yıllık bir abla kardeş birlikteliğimiz olan Jale Hanımı bir yazıya sığdırmak gibi bir yanılgı içine girmeyeceğim. Ben bugün karşımızda dikkatle bizi izleyen tiyatro severlerle gerçekleştirdiğimiz söyleşiden bazı bölümler aktaracağım. Bu değerli sanatçımız için aklın, dikkatin, empatinin, çalışkanlığın, kibarlık ve zarafetin vücut bulmuş halidir diyerek başlayalım.</p>
<p>Eski Ankara’yı anlatıyor ve biz, özellikle Ankara’yı bilenler kaşlarımızı kaldırmış şaşkınlıkla dinliyoruz. Ev yok, kiralık ev bulamıyoruz, asfalt yok, su yok, diyor. Biz de bugünkü Ankara’yı düşünerek nerden nereye diyoruz. Cumhuriyet’in kurulduğunda halkın yüzde sekseninin köylerde yaşadığı düşünülürse çok da yadırganacak bir durum olmamalı aslında…</p>
<p>Yaşamının önemli bir bölümünü Ankara’da geçirdiğini söyleyen sanatçı seksen oyunda oynadığını söyleyerek, konuşması sırasında çeşitli vesilelerle Lysistrata, Amerikan Rüyası, Öteye Doğru, Kibarlık Budalası, Sacide oyunlarının isimlerini andıkça, bizi tiyatronun sıcak ve derin dünyası sarıyordu… Konu, karakterler, olay örgüsü, tema, dil, tavır çağrışımları içinde heyecanla dinliyorduk.</p>
<p>Eşi değerli yazar Salah Birsel ile tanışmalarını hoş bir uslupta anlatıp bize eğlenceli dakikalar yaşattıktan sonra, son zamanların yükselen değeri “moderatörlük” (yönlendiricilik) görevine hazırdım… Anılardan çok oyunculuk bilgileri üzerine konuşmayı kararlaştırdığımız bu söyleşide bu kararı hemen bozmak eğilimdeyim. Çünkü burada paylaşmadan geçemeyeceğim bir anısı var sanatçının… Sacide oyununda Sacide, evlilik hayali kuran ve gazete ilanı ile evlenen 40 yaşında bir terzidir. Ancak evliliği istediği gibi gitmez. Yaşanan olumsuzluklar sırasında eve gelen kocası kapıyı çaldığında, anlatmak istediğim bu anı yaşanır. Kocası kapıyı çalar…Seyirci bağırır: AÇMA!</p>
<p>Soru-cevap olarak ilerleyecek söyleşimizde amacımız, tiyatro sever arkadaşlarımıza oyunculuk dalında bilgilerini arttırmak adına yardımcı olmaktır. Söyleşi sırasında onlar da kendi sorularını akıllarında hazırlıyorlardı.</p>
<p>Büyük rol küçük rol diye ayırmadım, dedi sanatçımız… Bu sözlerin, tiyatroyu gerçek bir sevgi ile seven, tiyatro çatısı altında bulunmaktan ve bir bütünün, bir başka deyişle oynadıkları oyun bütününün parçası olmaktan zevk alan, sorumluluğunun bilinci içindeki bir kişinin ağzından döküldüğünü hepimiz görüyor, hissediyorduk. Şu söz ise beni çok etkiledi: “Büyük rolde bir ata binersiniz, yürür gidersiniz. Küçük rolde atı siz sırtınıza alırsınız.” Daha ne söylesin değerli sanatçımız… Önce sırtımıza aldığımız attan söz edelim&#8230;Sahnede bulunacağınız bu kısa zamanda bir tipi de canlandırsanız bir karakteri de “kendi öyküsünün kahramanı” olan birini sahneye taşımak durumundasınız. Ağır bir at olmalı…</p>
<p>Oyun metni elinize geldi… Nasıl bir hazırlık yaparsınız?, diye sordum. Bugün oyuncular ile empati yapma günüm. Doğru ve gerekli soruları sorup yanlışlık yapmama gayretindeyim. Jale Birsel şöyle cevap verdi: oyun kişisinin nasıl bir evde büyüdüğünü, eğitim durumunu, sesinin nasıl olduğunu düşünürüm diye devam ederken aklıma kendi verdiğim yazarlık dersleri geldi. Bir kişilik oluştururken bu kişiliğin, fizyolojik-biyolojik, psikolojik ve toplumsal özelliklerinin aklımızda şekillenmesi gerektiğini söylediğim dersler. Tabii bu özelliklerin bir hayli alt maddeleri de vardır. Demek ki yazar, oyuncu, yönetmen, dramaturg , kostüm-dekor sanatçıları aynı oyun kişileri üzerinde ince ince düşünüp duruyoruz. İyi düşünmeler… Ne kadar düşünce o kadar iyi oyun…</p>
<p>Jale Birsel 90.yaşını sürerken “Tombala” adlı oyun ile Sayın Alp Öyken’le birlikte İzmir Karşıyaka’da seyircilerin karşısına çıkmışlardı. 90 yaşında bir oyuncuyu sahnede izleyen tiyatro emekçisi arkadaşların ne kadar duygulu anlar yaşadıkları kolayca tahmin edilebilir. Bu oyunda kostüm, dekor, sufle gibi diğer bütün işleri yüklenerek tiyatronun ne demek olduğunu iyice idrak ettiğimi çok iyi biliyorum. O zaman sürecinde yorulduğumuz, gerildiğimiz, güldüğümüz bu çalışma, ne güzel ve ne önemli bir işmiş. İçindeyken anlamıyoruz.</p>
<p>Gerek anlattıklarından gerek ise Tombala oyunu sırasında dikkatle izlediğim oyunculuğundan anlayabildiğim, oynadığı rolün gerektirdiklerine odaklanması, gerektirdiğinden fazlasını ya da azını yapmaktan uzak durması… Tabii ki tiyatro sanatının bir gerçeği vardır. Oyuncuların oynarken tiyatro salonunda en arkada oturan izleyicinin de hareketleri ve sözleri rahatça izleyebilmesi ve duyabilmesi gerekir. Oyuncu bu gerçek çerçevesinde oyunculuğunu ölçülendirir… Burada söz etmek istenilen , “rolünün gereğini yapmak” ise bundan farklı bir konu… Hem role, hem kendine, hem izleyicilere, hem oyun arkadaşlarına saygısı dolayısı ile oynadığı karakterin özelliklerinin ayrıntılarını kavramak… Ve bunu ne azı ne fazlası ile kıvamında ve doğallığında sahneye yansıtmak.</p>
<p>Söyleşiyi izleyenlerden soru aldık: Sorulardan biri, en yetenekli bulduğunuz oyuncular kimlerdi? Jale Birsel’in ilk aklına gelen hepimizin oyunculuğunu takdir ettiği Münir Özkul oldu. Tabii burada ilginç olan Münir Özkul’u bir tiyatro sanatçısı olarak söylemesi oldu. Bu da tiyatro sanatçısı olan Münir Özkul’un televizyon aracılığı ile geniş kitlelere ulaştığı gerçeğini düşündürdü bize…Sonuç Münir Özkul sinemada ve televizyonda önemli karakterler yaratmış bir tiyatro oyuncusudur. Bize yaşattığı duygu ve düşünceli anlar için kendisini saygı ile anıyoruz.</p>
<p>1945 yılında konservatuara girmiş bir kişi olarak ailenizin mesleğinize yaklaşımı neydi diye sordu bir izleyici…Jale Birsel babasının ve babaannesinin tiyatroya sevgisinden söz etti… Anlaşılacağı üzere konu bu durumda 1900 ‘lere kadar uzanmakta… O dönemin tiyatrolarını araştırıp ailenin neler izlemiş olabileceklerini öğrenmeli diye düşünüyorum.</p>
<p>Babasının desteğini alan Jale Birsel yoluna devam eder. Yakın çevre bu kararı pek onaylamasa da babası onaylamış ve eğitim dönemi sonrası kızının oyunlarını izlemek için elinde çiçeği ile seyirciler arasındaki koltukta yerini almıştır. Ancak o yıllarda ve izleyen zamanlarda oyuncuların ailelerinden böyle destek aldıklarını düşünmek çok iyi niyetli bir yaklaşım olur.</p>
<p>Jale Birsel konservatuarda öğretmenlerinden söz ederken, bir öğretmeninin öğrencilerden birini dışarı çıkararak “Arkadaşınızın kravatı ne renkti…” diye sorması da akılda kalıcı bir örnekti. Gözlemin, dikkatin, çevremizdekilerin farkında olabilmenin önemini hatırlattı.</p>
<p>Güzel bir gün oldu güzel bir söyleşiydi. Jale Birsel’i sahneye çıkardık ve bol bol alkışladık. Hem bu güzel söyleşi için hem de kulaklarının alışık olduğu alkış sesinin ona sağlıklı günlerde eşlik etmesi için…</p>
<p>Çağdaş, gelişmelerden haberdar, gündemi izleyen, akıllı, kültürlü, zarif, aydın ve gerçek bir Cumhuriyet Kadınını ağırladık. Başta çalışkanlık, akıl, ölçü ve bilinç olmak üzere örnek alacak ne çok özelliği var. Umarım gelecek nesillere biz de bu bayrağı ulaştırırız. Sağlıcakla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/usta-sanatci-jale-birsel-genclerle/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAŞIKÇILAR</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/kasikcilar/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/kasikcilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Designer35]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2020 18:32:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1262</guid>

					<description><![CDATA[&#160; KAŞIKÇILAR “ÜRETEN İNSANIN HUZURU, ÜRETMEYEN İNSANIN AÇ GÖZLÜLÜĞÜ: Deniz Üstüngel Süer “Hem güldürüyor hem düşündürüyor…” dedi izleyicilerden bir hanım, ikinci perdeyi...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><del><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1263" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1-300x200.jpg 300w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1-768x512.jpg 768w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1-360x240.jpg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/thumbnail_resim-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-1326" src="https://yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/kasikcilar-201910720374-1-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/kasikcilar-201910720374-1-225x300.jpg 225w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/kasikcilar-201910720374-1-360x480.jpg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/09/kasikcilar-201910720374-1.jpg 600w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></del></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KAŞIKÇILAR</p>
<p>“ÜRETEN İNSANIN HUZURU, ÜRETMEYEN İNSANIN AÇ GÖZLÜLÜĞÜ:</p>
<p>Deniz Üstüngel Süer</p>
<p>“Hem güldürüyor hem düşündürüyor…” dedi izleyicilerden bir hanım, ikinci perdeyi seyretmek<br />
üzere salona girerken…</p>
<p>&#8220;Kitap okurken, film ve tiyatro izlerken, yaşamı gözlemlerken düşünmediğimizde; kitaplar, filmler ve<br />
tiyatro oyunlarının da bizi düşündürmek gibi bir yönelişi olmadığında, oluşan boşluğu ezberler doldurabilir.&#8221; dedim içimden bu söze karşılık&#8230;</p>
<p>Kaşıkçılar…</p>
<p>Güldüren, düşündüren, dans ve müzikleri ile hoş dakikalar yaşatan oyun… Musahipzade Celal’in<br />
kaleminden çıkan satırlar, İzmir Devlet Tiyatrosu’nun Karşıyaka’da yeni açılan binasında seyircilere “merhaba” dedi.</p>
<p>Sahnenin arka bölümündeki sazendelerin ince perdenin arkasından görünüşü, onları eski zaman<br />
kartpostallarına benzetmekte ve izleyenler kendi yaşlarının ölçüsünde, geçmiş günleri hissetmekte diye düşünüyorum. Bizi yüzyıl öncesinin müzik anlayışına götüren besteler, aynı zamanda yavaş, sakin, huzurlu ve derin yapısıyla ruhumuza iyi geldi. Müziği önce kulağımıza sonra duygu dünyamıza<br />
ulaştıran müzisyenlere teşekkürler.</p>
<p>Oyunda kendilerini ‘ehli sanat’ olarak adlandıran üretici grup, bugünkü deyişimizle zanaatkarlardır.<br />
Ama zanaatkarların yaptıkları ürünlere kendilerini yansıtmadıklarını söylemek de pek gerçekçi olmaz<br />
diye düşünüyorum. Bu yönleriyle sanatçılarla ortak bir alan oluşturabilirler.</p>
<p>Bilge bir insan olan Recep Usta hem becerisini kalfasına öğretmekte hem de onu sahiplenip mutluluğu için çalışmaktadır. Sık sık da ona, yaşamdaki duruşunun onurlu ve çalışkan olması konusunda bir bakış açısı vermeye uğraşır.</p>
<p>Recep: Evet biz ehli san’atız. Gerçi makam mevki sahipleri bize ayak takımı derler. Fakat biz onların bir çoğu gibi her şeyi kendimize mal etmez, dalkavukluk etmeyiz. Bana üstatlarım, ilimsiz marifet olmaz, dediler. İşte ben de seni onun için okuttum.</p>
<p>Habib kalfa kaşık sanatının inceliklerini öğrenmiş, usta olmaya hak kazanmıştır. Ustalık töreni Göksu’da yapılacak, yemekler yenilecek, kaşıkçı esnafının arasındaki saz çalanlar, nüktedanlar, taklit yapanlar, şairler yeteneklerini sergileyecekler, İstanbul halkı da bu eğlenceleri izleyebilecekti.</p>
<p>Eğlence başlamış ancak kendisi için düzenlenen bu eğlencelere Habib daha katılamamış, önceden aldığı bir işi yetiştirmeye çalışıyordu.</p>
<p>Habib kaşıklarla uğraşırken ustası Recep, ona önemli bir konu anlatmaktadır. Sevilen, sayılan, kaşık sanatına kendine özgü katkılarda bulunmuş Didar Ustanın başı derttedir. Onun yaptığı siyah kaşığı ve üzerindeki kırmızı taşı, sarayın kızlarağası Arap Beşire benzeterek yaptığı konusunda iftiraya uğramış, kızlarağasının öfkesi ile karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Bu çalışkan, sevilen Didar Usta’yı kimin zor duruma düşürdüğü araştırıldığında, Sadrazamın<br />
Kızlarağasına yaptığı bir şakadan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Sadrazam, kırmızı taşlı siyah kaşığı<br />
Arap Beşir’e hediye etmiştir. Ancak bu konuyu abartıp bir mesele haline getiren Arap Beşir, kaşığın renklerinin kendisine benzetildiğini düşünmektedir.  Arap Beşir’in konuyu unutmamasına neden olan bir kişi vardır: Bezmi Molla…</p>
<p>Böyle ortalık karıştırma ustası kişilerin işinin; başıboşluk, üretimden emekten habersizlik, fesatlık, dalavere ve dedikodu olduğunu anlamakta zorluk çekmeyiz. Eğer Didar Ağa ceza alırsa, Bezmi Molla onun malı mülkü ve cariyelerini<br />
almak istemektedir…</p>
<p>Burada Musahipzade Celal’e dönmenin vaktidir diye düşünüyorum. Çünkü her devirde geçerliliğini<br />
koruyan pek çok noktayı yakalamış olan yazar, sanatın, zanaatın, onurun, çalışkanlığın değerini<br />
anlatırken, hırsın, tembelliğin, alın teri dökmeden mala mülke sahip olmanın, insanlar hakkında ileri<br />
geri konuşmanın çirkinliğini sahne üzerine taşıyarak farkındalık yaratmak istemiştir. Kendisini<br />
saygıyla anıyorum.</p>
<p>Şu cümleleri de söylemeden geçemeyeceğim…Belki Homeros’tan, belki Aiskhlos’tan, belki Yunus<br />
Emre’den belki Aşık Veysel’den bu yana söylenen benzeri uyarıların farklı farklı söylenişlerini dikkatle dinlemiş olsaydık, özümseseydik, herkese değeri ölçüsünde davransaydık, bugün daha farklı koşullar içinde yaşıyor olmaz mıydık… Çalışkanı överek, çalışmayanı yererek, dürüstü takdir ederek , emeksiz yemek arayana kızarak yaşasaydık… En azından bizi uyarmak için kendilerini tehlikeye atmış yazarların ruhları huzur bulurdu.</p>
<p>Oyunumuza dönelim… Yüzyıl öncenin İstanbul’unda gezmeye devam edelim. Zanaatkarlar, Osmanlı<br />
Devleti’nin memurları, saray görevlilerinden bostancıbaşılar, seyirlik olarak; ortaoyunu, karagöz, halk oyunları, müzik olarak alaturkamızın sakin ve duygulu ezgileri… Oyunumuzun ortamını oluşturan ögeler…</p>
<p>Recep Usta’nın bilgece söylenmiş sözleri benim bu yazımı yazmamda en büyük itici güç diyebilirim… Şöyle der kalfası Habib’e: “İnsanlar hüner ve marifetleri ile kendilerini gösterirler oğul. Karşılaştığın her maddenin özelliklerini idrak etmeye çalış… İnsanlara faydalı olacak işler yap… Büyük yaratıcının bize bağışladığı her şeyin her zerresindeki sanat eserini gör. İncele ve ondan ders al…”</p>
<p>Bu paragrafı yazdıktan sonra, her evde her masada her sohbette dünyayı kurtaran kişiler geldi<br />
aklıma… İnsanın derecesini gösteren sanatıdır, diyen oyun cümlesini, insanın derecesini gösteren ürettikleri, gayretleridir diyerek genişletmek istedim.</p>
<p>Yazımdaki bir itici güç de “Benim adım Besmi Molla , Dayanamam mülke mala..” diyen her devirde halkı sinir sahibi eden tipler diyebilirim.</p>
<p>İnsanların bilgisi, eğitimi ve deneyimine uygun işlere yerleştirilmesi konusu, yazarın ileri görüşüyle oyunda işlenmiş. Bilgisiz, eğitimsiz kişilerin önemli pozisyonlarda bulunmasının da ne gibi hatalara yol açtığı… Peki acaba bilgisiz ve eğitimsiz kişi kendini iyi hissetmek için nasıl düşünceler geliştirir? Oyunda inanılmaz bir biçimde bu merakımızı gideriyoruz: Besmi Molla’nın zeka sorunlu<br />
şımarık oğlu şöyle der: “Anne ben senin karnında medreseden mezun olmuşum…”</p>
<p>Oyunda bu konu bir diyalogda iyice aydınlanır: “Bunlar ana rahminde ilmi rütbe kazanır, evlenirken rütbe kazanır, ilim irfan sahibi olmadan fırsat kollayan zalimlerin öncüleri olurlar…” Daha ne desin yazar&#8230;</p>
<p>Oyunumuzun konusunda biraz daha ilerleyelim. Didar Ağa meslektaşları tarafından sandık içinde kaçırılmış, güvenli bir ortama getirilmiştir. Ama malı mülkü ve cariyeleri, Besmi Molla tehlikesi içindedir. Özellikle Habib’in evleneceği Nurhayat…Molla’nın iki eşi arasındaki çekişme, Nurhayat’ı<br />
konunun içine almıştır. Nurhayat’ı kıskanan kumasına mollanın ilk eşi şöyle der: “ Kolay mı sandın…Bir senelik gelindim. Parmağımın kınaları solmadan sen telini duvağını sallaya sallaya üzerime ortak geldin. Benim ciğerim nasıl yandı seninki de öyle yansın…”</p>
<p>Cariyelik konusu da üzerinde durulması gereken bir konudur. Bir Çerkez kızıydım…Haydutlar beni<br />
kaçırdı, diyen Cariye Nurhayat, Didar Ağanın kızı gibi büyüdüğü için şanslıdır. Aklıma şu soru<br />
geldi…Acaba kimse evinde cariye istemeseydi haydutlar bu kaçırma işine girer miydi? Kötülük üzerinde sıkıca düşünülmesi gereken bir kavramdır. Kötülüğün kendine var olabileceği bir ortam bulması nasıl oluşur, ögeleri nelerdir?</p>
<p>Bezmi Molla’nın mal mülk üzerine iştahla konuştuğu sahne benim için önemlidir. Karşısında Kaşıkçı ustası Recep vardır. “Biz ehli sanatız malla mülkle uğraşıp kendimizi yormayız…” diyen Recep Usta, “Ehli Sanat minnet etmez kimsenin ihsanına…” (sanat sahibi kendisine iyilik etsinler diye kendi<br />
duruşunu değiştirmez) sözlerini söyler. İnsanlığı yücelten bir kişi ile insanın ne kadar alçalabileceğini gösteren biri karşı karşıya gelmiştir. Bu durumda aralarındaki insanlık mesafesinin ne kadar açıldığı görülür.</p>
<p>Ve oyunun sonunda kaşıkçı esnafları loncası başkanı Göksu’da Habib’e usta ünvanını verecektir. Ancak bu sırada sarayın bostancıbaşı, Didar Usta’yı almaya gelince Lonca Başkanı şöyle der: “Sen emir kulu isen biz değiliz. Saray adamlarının eteğini öpmeye, emirleri ile yaşamaya alışık değiliz. Elimizde fermanımız var. Eğer bir suçu var ise lonca olarak cezasını biz veririz ama ustayı size vermeyiz. Bunu gerekli yerlere söyle” der.</p>
<p>Habib’in ustalık töreni başladığında da ona “Sabırlı ol, haram yeme, haram içme, gördüğün iyiliği unutma…Allah yardımcı ola…”der…</p>
<p>Oyun, bu güzel bakış açısı ile, rejisi, oyunculukları, şarkısı, dansı, müziği ile izleyenleri memnun etti…<br />
Oyuna tüm emeği geçenlere teşekkür ederiz. Bir tiyatro metnini izleyicinin karşısına getirmek için<br />
pek çok kişi çalışır. Tiyatro, içinde seyirciyi de kapsayan önemli bir sanat dalıdır. Seyircinin duyarlı ve<br />
dikkatli olması oynayana güç verir. Böyle güzel birliktelikleri her zaman yaşayalım.</p>
<p>Musahipzade Celal’in Kaşıkçılar adlı oyununu izledikten sonra metni okuduğumda çokça Farsça ve Arapça sözcükle karşılaştım. Oyun öncesi metinde yapılan çalışmayla bu sözcükler Türkçeleştirilmiş.</p>
<p>Oyun başladığında , Didar Ağa’nın başına gelen siyah kaşık davası anlatıldığında bu konuyu anlamakta zorlandığımı söyleyebilirim. Çünkü henüz oyun yeni başlamış, seyirciler yeni yeni yüzyıl öncesinin İstanbul’una yoğunlaşmaya çalışıyor ve seyirciye yabancı olan kaşık sanatı üzerine<br />
konuşuluyordu. Didar Ağanın başına gelen zor durum yalnız konuşularak değil söz konusu kaşıklar gösterilerek ya da görsellikten farklı yollarla yararlanarak açıklansaydı daha kolay anlaşılırdı diye düşünüyorum.</p>
<p>Benzeri düşünceleri finalde de yaşadım. Sahneye giren kişi Kızlarağasının cezalandırıldığını, Besim Molla’nın da şehirden sürüldüğünü söyledi…Fakat hangi nedenlerle ceza verildi, hangi nedenler ile sürüldü, herhangi bir bilgi verilmedi. Kötüler önünde sonunda cezasını bulur, diye bağlandı. Yazarın metninde de bu konuda bilgi yok…</p>
<p>Son olarak değinmek istediğim nokta şudur: Oyunun yazıldığı sene 1920’dir. Ancak yazar oyununda dönem olarak kendisi yaşadığı  yıldan  yüz yıl kadar öncesini seçmiştir. Bu da “Kaşıkçılar”ın yönetmeninin verdiği bilgiye<br />
göre, sanatkar loncasının işleyiş şeklinden anlaşılmaktadır.   Hangi yıllarda geçtiği konusunu seyircilerin de bilmek isteyeceğini düşünüyorum. Çünkü bazı izleyiciler oyunda geçen olayların tarihini bildiklerinde ve o tarihte geçen diğer olaylarla karşılaştırdıklarında kendilerini daha iyi<br />
hissedebilirler…</p>
<p>Yazımı bitirirken bize onurlu, çalışkan bir yaşamın değerini anlatan, müziğiyle dansıyla estetik anlayışımızı zenginleştiren bu oyuna, genel olarak da tiyatro sanatına teşekkür ederiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/kasikcilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KANTOCU</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/kantocu/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/kantocu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Designer35]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2020 10:34:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1232</guid>

					<description><![CDATA[İZMİR DEVLET TİYATROSU’NDAN “KANTOCU” OYUNU Deniz Üstüngel Süer Gözlerine meftun oldum Acep beni sever misin? Kanto…Neşeli, heyecanlı, hareketli, şarkılı, danslı kanto…Geçmiş günlerin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: center;">İZMİR DEVLET TİYATROSU’NDAN “KANTOCU” OYUNU<br />
Deniz Üstüngel Süer</p>
</blockquote>
<p>Gözlerine meftun oldum<br />
Acep beni sever misin?</p>
<p>Kanto…Neşeli, heyecanlı, hareketli, şarkılı, danslı kanto…Geçmiş günlerin esintisi yüzümüze vurduğunda, uzun zamandır görmediğimiz bir yakınımızı görmüş gibi bizi sevindiren kanto…</p>
<p>Direklerarası, eski ramazanlar, kanto, tuluat, orta oyunu dendiğinde “Dur anlatayım….”diye konuya yakınlık duyduğumuz, sonra da “Nerden anlatayım…Görüp, izledim mi ki…” şeklinde bir hevesten bir şaşkınlığa geçiş yaptığımız durumlar yaşayabiliriz.</p>
<p>Ama bu sezonun oyunu olarak İzmir Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği, Haldun Dormen ustanın kaleminden “Kantocu” oyunu, bilgilerimizin üzerine ışık tutarak bu gösteri sanatının aklımızda aydınlık bir köşeye sahip olmasını sağladı. Teşekkür ederiz…</p>
<p>Tabii ki yakın tarihimizin iki büyük olayı; Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyetimizin ilanının,, oyunun gelişimiyle beraber ilerlemesi, duygu ve düşünce dünyamızda bizlere yoğun anlar yaşattı…</p>
<p>Bir konuda şahsım adına yazmam gerekirse, “Günümüzün sosyal ve siyasal olaylarından gözümü ayırmamalıyım!” şeklinde kendi üzerimde kurduğum baskı, yaratıcılığımı, dinlenmemi, eğlenmemi, çocuk saflığı ile gülmemi, gamsız zamanlar geçirmemi yakın tarihin henüz toz tutmamış sayfalarına karıştırdı sanki…</p>
<p>Ara ara bu baskıdan kurtularak hafifleyip, yüzüme istemsiz bir gülücüğün yapıştığı zamanlardan birini yaşadım “Kantocu” oyunu izlerken… Kulağımıza aşina notalar salonda gezinirken, gözümüze aşina danslar sahneyi süslerken, gönlümüze aşina sözlerle&#8230;heyecanlandırırken…Teşekkürler dans, teşekkürler müzik, teşekkürler tiyatro&#8230; Gereksinimimiz var, nitelikli işlere, güzel sanatlara, estetiğe, derinliğe, inceliğe, sadeliğe, içtenliğe…</p>
<p>Kantolar tek kişi ile oynanabildiği gibi müzikli oyun olarak da oynanabiliyor, konusu ve atışmaları ile izleyenlere sürükleyici kısa güldürüler de sunabiliyordu..</p>
<p>İşte bir bayan pek mini mini…</p>
<p>Acep söylesem sever mi beni…</p>
<p>Ermeni kantocu Verjin, küçük bir ilçede, huzurlu ve içten dostluklar içinde yaşamını sürdürür ve sanatını icra ederken, İstanbul’da sahneye çıkması teklifi üzerine büyük şehir ile tanışır. Kadro kalabalıktır. Kıskançlıklar, taraf tutmalar, atışmalar, tartışmalar,<br />
itişmelere varan kavgaların içinde bulacaktır Verjin kendini…Danslı, rakslı, şarkılı, müzikli, renkli dünyanın, sahne arkasında bazı renklerini kaybettiğini görürüz.</p>
<p>O güne kadar başrollerin sahibi Rula, tahtını kaybetme endişesini yoğun olarak yaşamaya ve çevresinde kendisi gibi düşünmeyen herkesle kavga etmeye başlar. Hem kendisine hem çevresine zarar vermektedir. Salonun dolup dolmaması gerçeğini göremeyecek kadar kıskançlığın pençesindedir.</p>
<p>Verjin ise kibar, duygulu, mütevazı hali ile seviyesinikorumakta, dostluklar edinmekte ve bir gençle aşk yaşamaktadır.</p>
<p>Dans, müzik, kıskançlık, aşk, hasret gibi kendi ortamının gereğini yaşayan bir yaşantıda, biz de izleyiciler olarak duygudan duyguya geçiş yaparak kaptırmış giderken Verjin’in erkek arkadaşının milli mücadeleyi başlatmak için Ankara’ya giden Mustafa Kemal’in yanında<br />
görev aldığını öğrenmemizle oyunda ruhen rol almaya başladık… Milli mücadele kazanılmalı, Cumhuriyet ilan edilmeli idi…</p>
<p>Ne kadar büyük bir lidere sahip olduğumuzu tüm dünyanın anladığı, fakat bizim yakın bulunduğumuz için idrak etmekte zorluk çektiğimiz askeri, siyasi, sosyal ve ilmi bir deha olan Atamızı, bizleri temsil etme olanağına kavuştuğumuz meclisimizi, milli mücadele<br />
sırasında bugünleri bize verebilmek için toprağa karışan şehitlerimizi, cumhuriyet sonrasında aydınlık bir ülke için çaba gösteren tüm uygar insanları oyun sırasında bir kez daha şükranla andık.</p>
<p>Atamızın engin görüşü ile zaman kaybetmeden sanat, bilim, eğitim dalında önemli görevler üstlenen kadınlarımız sahnede de kendi isimlerine kavuşurlar…</p>
<p>Oyunumuzdaki Verjin gibi…Artık o göğsünü gere gere Bihter’dir… Bu mutlu haber öncesinde Verjin’in  takma isimle sahneye çıktığı,Müslüman bir Türk kızı olduğu öğrenilmiş, Verjin sahneden uzaklaştırılmıştır. Bu nasıl olmuştur? Yaşının ilerlemesi ile tahtını kaybedeceği, yerini Verjin’in alacağı korkuları ile bunalım geçiren Rula, etrafına verdiği zararların miktarını arttırmıştır. Verjin’in takma isimle sahneye çıktığını ve Mustafa Kemal’in askeri olan erkek arkadaşını, İstanbul Padişahlık idaresinin görevlilerine ihbar eden Rula, insanın duyguları ile hareket ettiğinde yapacağı hataları bize bir kez daha hatırlatmıştır.</p>
<p>Konu ile ilgili olduğunu düşündüğüm ve sizlere anlatmadan geçemeyeceğim ilginç bir konuşmadan söz etmeliyim. Kıskançlığın nelere yol açtığını gördükten sonra bir de hoş görü ve anlayışın dünyayı nasıl güzelleştirdiğine bir bakalım.</p>
<p>Devlet Tiyatrosu Sanatçısı ve iki sene önce doksan yaşında “Tombala” oyunu ile sahneye çıkarak bir rekora imza atmış Jale Birsel ablama uğradım. Hangi konu açılsa nasıl olduğunu anlayamadan her zaman tiyatroya dönüşen sohbetimizde şöyle diyordu: “Küçük rol büyük rol hiç beni üzecek bir konu olmadı. Tüm rollerime değer verdim. Bazen oyunlarda rolümüz olmazdı. Arkadaşım bana gelir ya da ben arkadaşıma gider, ben oynamadan duramam, senin rolünü ara ara ben de oynayabilir miyim, diye sorardık.</p>
<p>Olumlu cevap alırdık. Sahneye çıkar oynardık” deyince o ana kadar günün yorgunluğu ile yayıldığım koltukta hazır ola geçtim… “Nasıl yani?” dedim. Jale Abla devam etti..”Hatta Muhsin Ertuğrul’a gittik, önerimizi söyledik, sahnede izledi, hadi bu akşam sen çık oyna dedi…” diye konuşmasına devam etti… “Ama biriniz daha başarılı oynarsanız ne olacak?” dedim. “Biz dert etmezdik böyle şeyleri…” dedi. Ben sonunda “Nasıl yani? Nasıl yani?” tekerlemesini söylediğimin farkında vardım. Bu kadar olgunluğun arkadaş sevgisi ile mi, tiyatro sevgisi ile mi açıklanacağını<br />
bilemedim.</p>
<p>Sözlerine meftun oldum<br />
Acep beni sever misin…<br />
Artık sahne kendi ismine kavuşan kadınlara kapılarını açmıştır. Ancak cumhuriyet tarihi ile başlayan sürece bakarsak, tiyatro sanatçısı olmak isteyen kişilerin ailelerinin ve çevrelerinin sahne sanatlarına hemen kucak açmadığı da kolayca tahmin edilebilir. Birsanatın gereklerini öğrenmek ne kadar çaba gerektirirse çevre bakış açısı ile uğraşmak da o  kadar çaba gerektirmekteydi diyebiliriz. Bu zorlu yolları bize açan tüm öncü sanatçılarımızı  minnetle anıyoruz.  “Kanto” oyununda, yıllar yılı kanto yapmak isteyip de ancak yaşı ilerlediğinde şartları oluşturabilen ve bir defalığına sahneye çıkma olanağı yakalayabilecek olan Verjin’in can<br />
dostu, sahne arkası emekçisi ablası, benim fikrimce birsimgedir.</p>
<p>Dünün ve bugünün kendini gerçekleştiremeyen insanının simgesi. Kendini görmek istediği yerde  göremeyen insanın iç sızısı… Döneminde kanunlarla kimi zaman ekonomik, kimi zaman sosyolojik nedenlerle yerini bulamayan insanların iç sızısı… O, yıllar sonra sahneye çıkar ve kantosunu yapıp sevinirken , geçen yıllar Kavuklu ile<br />
Pişekar’ı üzmüştür, oyunlarına ilgi azalmıştır. Uzun zamanlar boyunca halkı eğlendiren,  güldüren, türlü türlü insanlık hallerini ortaya koyarak düşündüren orta oyunu İstanbul sahnelerindeki yerini melodramlara bırakmaktadır. Oysa seyircilerin kahkahaları orta<br />
oyuncuların hala kulaklarındadır…</p>
<p>Biz de hafızamızı yoklayalım… O günlerden anlatılanlardan ne kalmış aklımızda…<br />
Pişekar-Bugün bayram …Öp elimi al beşliği..<br />
Kavuklu-Öpmem elini… Almam beşliği…<br />
Pişekar-Al onluğu öp elimi…<br />
Kavuklu-Elli de versen öpmem… Aynı yaştayız, önünde eğilmem… Gel tokalaşalım.<br />
Pişekar-Ver beşliği tokalaşalım.<br />
Kavuklu-Beş kuruşum yok ne beş lirası..<br />
Pişekar-O zaman herkes yoluna..(Çıkar)<br />
Kavuklu-Hiç böyle bayram görmedim. (Çıkar)<br />
Gülmeye ve ağlamaya yakın duran ülkemiz insanları, ünlü eserlerin en heyecanlı, en duygusal bölümlerini sahnede görmek istiyordur artık. Büyük hareketler ve abartılı konuşma tarzı izleyiciyi heyecanlandırıyordur.</p>
<p>Hoş geldin melodram devri…<br />
MASA BAŞINDA OTURAN ADAM- (Kadına) Büyük haksızlık ediyorsunuz…</p>
<p>Bugüne kadar sizin refah içinde yaşamanızı sağlayan kişi işte bu beydir.</p>
<p>KADIN-(Ayaktaki adama) Nasıl olur… Aman Tanrım… Oysa ben size neler söyledim…<br />
AYAKTAKİ ADAM- Ama ben size hiç kızmadım… Çünkü ben sizin … babanızım…<br />
KADIN-Baba…</p>
<p>Bir toplum ağlamaya, gülmeye, biraz daha konuyu genişletirsek, ölçüsüz sevip ölçüsüz nefret etmeye yatkınsa, yıllar da geçse teknoloji de gelişse küçüklü büyüklü ekranlarda aynı duyguları arıyor gibi geliyor bana… Ne dersiniz? Bana bunları düşündüren “Kanto” oyununa emeği geçen herkesi kutlarım… Çığırtkan’ın dinamik ve sevimli halleri, Bihter’in ruhumuzu okşayan naif sesi, kötü davranışlar içindeki kıskanç insanların sevilemeyeceği ön yargısını kırarak bize kendisini sevdiren Rula…Melodramın kralı Haluk…Kavuklu ve Pişekar…Rolünü severek canlandırdığını gördüğümüz tüm oyuncular ve dansçılar…</p>
<p>Orkestra…</p>
<p>Artık bizim de orta oyunu, kanto, melodram denince anlatacak derli toplu düşüncelerimiz var&#8230;<br />
Ve tiyatronun görünmeyen kahramanları… Yönetmeni, dramaturgu, dekor, kostüm tasarımcıları, ışık,<br />
koreografi ve tüm emekçiler… Tek amaçta kenetlenen bunca emek…</p>
<p>Sevgili Tiyatro, Opera ve Bale..Kendimizi ve birbirimizi anlayarak hoşgörülü ortamlar kurmak konusunda bize yardım etmeye devam et…<br />
Yeni açılan Bornova Kültür Merkezimiz seyirciyle dolsun taşsın, güzellikler getirsin…</p>
<p>14.2.2019</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/kantocu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR BABA HAMLET</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/bir-baba-hamlet/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/bir-baba-hamlet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Designer35]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2020 19:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1225</guid>

					<description><![CDATA[İKİ KİŞİLİK GAYRET: KARŞINIZDA HAMLET DENİZ ÜSTÜNGEL SÜER Kim bir Shakespeare oyununda oynamak istemez… Zeka onun kaleminin ucunda, akıl orada, sözcük uyumu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İKİ KİŞİLİK GAYRET: KARŞINIZDA HAMLET</p>
<p>DENİZ ÜSTÜNGEL SÜER</p>
<p>Kim bir Shakespeare oyununda oynamak istemez…</p>
<p>Zeka onun kaleminin ucunda, akıl orada, sözcük uyumu orada, felsefe, psikoloji, hak orada, hukuk orada… Adeta bir Sosyal Bilimler Fakültesi… Rektörü o, dekanı o, öğretmeni o… Tüm bu kademeler arasında fikir ve amaç birliği var: Gerçekleri görmek, doğrudan, haklıdan, iyiden yana olmak…</p>
<p>Bazı ortamlarda Shakespeare’in bir kişi mi yoksa on kişinin ortak adı mı olduğu tartışılır durur. Akıl, fikir, şiir yüklü satırları izah etmek için konuşulur, böyle renkli fikirler ortaya atılır,yazılır…Bunun kaynağı, insan olarak onun üstünlüğü mü bizim eksikliklerimiz mi bilemiyorum.</p>
<p>Kim oynamaz onun oyunlarında diye söze başlamıştım. Dönemin giysileri içinde, o dönemin yaşam biçimini yansıtarak, şu zeka dolu cümleleri söylemek:</p>
<p>Sağlam insan, nasıl cenneti de verseler dinlemezse aşağılık cümbüşlerin çağırısını Çürük insan meleklerle sarmaş dolaş da olsa can atar iğrenç pisliklere…</p>
<p>İşte aynı bu düşünceyle, yazarın Hamlet oyununu oynamayı çok isteyen bir tiyatro sahibi ve oyuncusu, ekonomik sıkıntılarına karşın bu işe kalkışmıştır. Tüm oyunu iki kişi kısıtlı olanakları ile oynayacaktır.</p>
<p>Hamlet’i ve amcayı ve de kendine düşenler diğer rolleri oynayacak olan oyuncunun bir sıkıntısı vardır. Geri kalan rolleri oynayacak olan arkadaşı tür olarak müzikali sevmektedir. Eğer o da diğer arkadaşı gibi oyunu olduğu hali ile benimsese ortaya aslında müthiş başarılı bir oyun çıkacaktır! Her fırsatta seyircinin kulağına tanıdık gelen, hoşa giden, coşturan müzikleri, dansları yapmasa oyun belki de başarısı ile dilden dile dolaşacaktır.</p>
<p>Hamlet oynanırken seyircilere ekonomik sıkıntılarını hiç hissettirmez bu mini tiyatro grubu…Parasızlıktan aynı evde kaldıklarını, kıymalı makarna önerisi ile oyunu on beş dakika daha oynayabilme gücünü, önceden birikmiş borçları…</p>
<p>Ama sonuçta tiyatrodur ya da müzikaldir kendilerini ifade etme şekilleri… Bir baba sanat dalı… Bu yoldur bildikleri, sevdikleri… Yoksa tiyatro yapacak kadar kendine güvenen, akıllı, yetenekli bir kişi bilmez mi kısa yoldan nasıl köşe dönüleceğini… Tercihini emekten, sanattan yana kullanır.</p>
<p>Hamlet oynamak için sahnededir oyuncu, bu oyun bitecektir tüm olanaksızlıklara, rol arkadaşının şarkı ve danslarına, hatta birbirini öldürmesi gereken üç kişiyi de aynı kişinin oynama garipliğine karşın…</p>
<p>Danimarka’da geçen oyunda Prens Hamlet’in, amcasından, yani kral olan babasını öldürdükten sonra tahta geçen ve annesi Gertrude ile evlenen amcası Claudius’tan</p>
<p>nasıl intikam aldığını anlatılır.. Her zaman şaşırmışımdır her eser bir iki cümle ile anlatabilir. Bu cümlenin öznesi ile yüklemi arasındaki bölümü yazar bir kitap boyunca yazar…Kolay iş değil…</p>
<p>Dönelim bu oyuna..İşlevsel mini dekor nelere dönüşmez ki, düz bir yüzey olarak ve de ahşabın sıcaklığını taşıyarak duran dekor, yatak olur, pencere olur, oda olur, saray, disko bile olur…Tiyatrocuların ve tiyatro severlerin iç dünyası zengindir, o dekor onlara neler anlatmaz ki..</p>
<p>Ve seyirci de katılır oyuna…Oyundaki bazı kişilerinin hain olmak gibi, katil olmak gibi, hırsız olmak gibi ana özellikleri vardır. Haine hain, hırsıza hırsız, katile katil diyerek oyuna katılan seyirci görüneni rahatça dile getirebilmenin mutluluğunu yaşar… Kendini hain diye bağırırken bulur…Aaaa…Kendi sesi vardır…</p>
<p>16.yüzyıl Danimarka’sı bizim içinde yaşadığımız ülke şartlarından çok farklı olduğu için çok yabancılık çektik oyunu izlerken…Çünkü Danimarka’da eğitim, kültür, tarihi, ekonomik ve siyasi donanımı olmayan bir kişi pat diye ülkenin başına geçmiştir, evlenme vesilesi ile…Bu çok garip…Oysa eğitimin, kültürün , donanımlı olmanın çok önemsendiği bizim ülkemizde akrabalığın, ilişkilerin, tanıdık olmanın bir mevkiye gelebilmek için önemi yoktur. Sabah kalktığınızda pat diye bir mevkiye birinin geldiğini göremezsiniz…Basamaklar ağır ağır çıkılır…Fikren ve bilgi olarak olgunlaşılır. Doğanın kanunu gibi…Olmamış meyvayı yersen suratın ekşir&#8230;Niçin bu oyunu oynadıklarını anlayamadım doğrusu…Eğitim, tarihi bilgi, ekonomik donanım olmadan mevki olur mu? …Akıl alır gibi değil…</p>
<p>Bu uçuştan sonra oyunumuza geri konalım… Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu’ dan söz edelim. Arka Sokaklar dizisi ile çok benimsenen ve bu dizide tam rahmetli olacakken seyircinin isyanı üzerine yaşama dönen Şevket Çoruh’u sahnede ilk kez görmeme rağmen her bölümü üçer kez seyrettiğim 400 bölüm civarında çekilmiş Arka sokaklar nedeniyle, diğer seyirciler gibi akrabamız İzmir’e gelmiş duygusuna kapıldım…Sahnede de başarılı olan değerli oyuncuya yeni açtığı Baba Sahne’nin ona mutluluk getirmesini, her tiyatrocunun tahmin edebileceği gibi, bir salon sahibi olmanın getireceği ekonomik zorlukların onu zorlamamasını dileriz.</p>
<p>Shakespeare’in Hamlet’inin, Sebastian Seidel’in Hamlet’ine oradan Bir baba Hamlet’e yani tam bizlik olmasına dönüşmesi aşamasındaki koşuşturmada, tiyatronun olanaklarını ve çalışma şeklini seyirci de gözlemledi, hissetti…Oyuncunun telaşı, kostüm değişimi, dekorların çok yönlü kullanımı, seyirci oyuncu iletişimi. Bu da seyircilerin tiyatrodan bir miktar tiyatro tozu yutmuş gibi çıkmasını sağladı.</p>
<p>İki noktadaki düşüncemi belirtsem acaba oyunculara yardımım olur mu?: Şevket Çoruh’ un ‘oyun içinde oyun’ şeklindeki Hamlet’i oynamaya çalışırken arkadaşının yarattığı aksaklıklarda on beş dakikada bir “Ne yapıyorsun metne dön, düzgün oyna” gibi biraz uzun süren uyarıları az sözle, sıkıntısını yansıtan hareket ya da mimikle yapmasının daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum. Çünkü bu sözleri söylerken oyundan kopuyor gibi&#8230;</p>
<p>İkincisi de Ophelia’nın babasının ölüm sahnesindeki ağıtın komediyi birden farklı bir boyuta çektiğini söylemek isterim. Gerçekten bir ağıt, bir üzüntü havası yaratıyor.</p>
<p>İki kişilik oyunun, oyun hareketliyse ve hele de bu oyundaki gibi canını dişine takmış bir halde oynayan oyuncuları varsa pek kolay bir iş olmadığı söylenebilir. Seyrederken ben yoruldum. Ertesi gün dinlendim…Ne de olsa meslektaşlarımız…</p>
<p>Murat Akkoyunlu…Biraz daha kendini geliştirirse Örümcek Adam filmini film hileleri olmadan oynayabilir. Kılıktan kılığa giriyor. Sahnenin her bir santimetre karesi ile ilgili hatıraları vardır sanırım. Duvarlarla, tavanla, tabanla…Bedenini çok iyi kullanıyor. Oyunda top olup zıplamayacağına kimse garanti veremez. Bizi çok güldürdü…Teşekkürler…Eh bir müzikalde oynamak nasip olur umarım.</p>
<p>Komedi iyidir…Gerginlik yaratmadan düşündürür…Germeden fark ettirir. Eğlendiğiniz sırada, düşünürsünüz…Eğlendiğiniz sırada uyandırır…Tabii oyunun söyleyecek bir sözü var ise..</p>
<p>Karşıyaka Belediyesinin yaptığı Nazım Hikmet Heykelinin önünden geçerken ilk kez odaklandım şu söze ve düşündüm. Kısacası anladım. “Bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşcesine” Önce kim “özgürce düşünebiliyorum” der diye düşündüm. Kimsenin etkisi altında kalmadan, aile, akraba, iş arkadaşları, sosyal ortamlardaki arkadaşlar…Gerçekleri görüyorum ve doğru bilgilerle de donatıyorum kendimi…Öyleyse kimsenin aklına muhtaç kalmadan kendim yorumlayım olayları diye kim der? Kim der şimdi de cesurca bu düşüncemi paylaşayım? Ve en önemlisi.. Kim der düşüncem doğrultusunda bir adım da ben atayım?</p>
<p>Eğer her on kişide bir kişi bile olsaydı bu sayı “Bir Baba Hamlet” te oynayan arkadaşlarımızı özgür düşünmelerinden ve bunu ortaya koymalarından ötürü ayakta alkışlamazdık. Onları bizim yerimize konuşmaya ve üstün bir çaba göstermeye mecbur etmezdik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazımı bitirirken Shakespeare’in ünlü 66.sonesinde bazı eksiltme ve çoğaltmalar yapayım hocalarım görmeden, sonra kaçayım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz</p>
<p>Ezilmiş, hor görülmüş el emeği göz nuru</p>
<p>Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,</p>
<p>Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,</p>
<p>Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,</p>
<p>Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,</p>
<p>Vazgeçme…</p>
<p>Vazgeçme halkından</p>
<p>Vazgeçme vatanından</p>
<p>Daha çok yapış doğruluğun ipine…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/bir-baba-hamlet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUKLALAR VE YAZDIĞIM KUKLA METİNLERİ</title>
		<link>https://www.yazarligindenizhali.com/kuklalar-ve-yazdigim-kukla-metinleri/</link>
					<comments>https://www.yazarligindenizhali.com/kuklalar-ve-yazdigim-kukla-metinleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Designer35]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 21:10:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Dergi Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Oyunlarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yazarligindenizhali.com/?p=1203</guid>

					<description><![CDATA[Karşıyaka Belediyesi Kütüphanelerinde oynanmıştır. &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;">Karşıyaka Belediyesi Kütüphanelerinde oynanmıştır.</h2>

<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1-150x150.jpeg 150w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1-300x300.jpeg 300w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1-768x768.jpeg 768w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1-360x360.jpeg 360w, https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.38-1.jpeg 960w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-1.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-1-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-2.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-2-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-3.jpeg' title="" data-rl_title="" class="rl-gallery-link" data-rl_caption="" data-rel="lightbox-gallery-1"><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.yazarligindenizhali.com/wp-content/uploads/2020/07/WhatsApp-Image-2020-07-15-at-13.21.39-3-150x150.jpeg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yazarligindenizhali.com/kuklalar-ve-yazdigim-kukla-metinleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
